Birçoğumuz Avrupa Birliğinin sonu ile ilgili şimdiye kadar ortaya atılan tezlere gülüp geçmişizdir. Öyle ki, birçok insanin bu ekonomi ve siyasi birliğin batmasına veya dağılmasına ihtimal bile vermediğini söyleyebiliriz. Tıpkı Berlin duvarının yıkılmasına, SSCB ‘nın dağılmasına kimsenin inanmadığı ve hatta ihtimal bile vermediği gibi. Geçtiğimiz yıl İngiliz Gazetelerinden Guardian’ da yayınlanan bir makalede hesapsız genişlemenin AB’yi iflas eşiğine getireceği vurgulanmış ve siyasetçiler gerçekçi olmamakla suçlanmıştı. Her ne kadar bu iddia ciddiye alınmamış olsa da bugün AB İmparatorluğu ile ilgili zihinlerde“ devam mı? tamam mı? sorularının dolaştığı bir gerçektir. Bunun bir tesadüf eseri olmadığı gibi Global kriz hikâyeleri ile de fazla bir ilgisi yoktur. Çünkü Avrupa Birliğinin geleceği konusundaki açı gerçekler hiç bir zaman çıplak olarak masaya yatırılmamış, kalkınmakta olan üçüncü dünya ülkelerine karşı uygulanan sömürü düzeninin sonuç ve yansımaları hesaplanmamıştı.
Avrupa’nın ( ACP grubuna dahil olanlarla beraber) 80 küsur eski sömürgesine olan ihracatı 2005 yılından buyana büyük bir hızla daralmakta olduğunu düşünürsek ve Avrupa ekonomisinin (Hollanda gibi bir iki ülke dışında) ağır sanayiye dayalı olduğunu kabul edersek meseleyi anlamakta fazla güçlük çekmeyiz. Örneğin, 969 milyar dolar yıllık ihracatının yüzde 29’ü üçüncü dünya ülkeleri ile olan Almanya’nın ikinci AB patronu Fransa’ya 93 milyar dolarlık mal satmaktadır. Daha sonra bu mallar çeşitli metotlar çerçevesinde gelişmekte olan ülkelere girmektedir. Uzun sözün kısası, Avrupa ürettiğinin yarısını üçüncü dünya ülkelerine satarak düne kadar devam eden refahını sürdürebilmişti. Ancak, küresel sermayenin el değiştirmesi ile birlikte yatırımların Asya’ya doğru kayması Avro ekonomisinin ciddi bir şekilde daralmasına ve hatta can çekişmesine yol açmıştır. AB eski sömürgelerini kademeli bir şekilde tekrar kazanmaya çalışsa da“ Rusya, Cin, Hindistan, Türkiye potansiyelinin karşısında“ talepteki daralmayı durduracak dinamiğe sahip değildir... Durduramaz çünkü AB henüz bazı gerçeklerle yüzleşmiş, köklü sorunları ile hesaplaşmış ve bunlardan sonuç çıkarmış değildir.
Şurası bir gerçektir ki AB mümkün olan en son doruk noktasına kadar yükselmiş, iniş için geri sayımı başlatmıştır. Bir yandan medeniyet değerleri hızla erirken, diğer yandan 38,5 olan yaş ortalaması ile nüfusu yaşlanmakta ve nitelik kaybetmektedir. Bir diğer husus ise, birliğe üye Romanya, Bulgaristan, Ispanya, Portekiz, Yunanistan gibi 13 Ülke ekonomisinin iflas etmiş olduğu gerçeğidir. Birliğe katılmadan önce bu beleşçi ülkelerin ekonomileri ile ilgili yazılan, çizilen iyimser raporların gerçeği yansıtmadığı herkes tarafından bilinmektedir.
Ebetteki ABD ve AB’nin çöküşü hafife alınacak bir şey değildir. Geçmişte yaşanan büyük felaketlerin paylaşım anlaşmazlığından kaynaklandığını göz önüne alırsak” yenidünya düzeni senaryolarının karşısında” İslam ülkelerinin biran önce toparlanmalarının, ekonomik ve siyasi ağırlık kazanmalarının tek çare ve zorunlu olduğunu söyleyebiliriz.. Stratejik bir vizyona sahip olmayan AB’nin Türkiyesiz bu karanlık yolda devam etmesi ve yakın bir gelecekte pozitif bir sonuç elde etmesi düşünülemez. Çünkü Türkiye Asya ile Avrupa arasında sadece bir köprü değil ayni zamanda çok yönlü misyonu ile bir sigorta vazifesi görmektedir. Türkiye’yi yerine getiremeyeceği düşündükleri şartlarla birliğin dışında tutmaya çalışanlar“ Türkiye’ye haksızlık, kendi insanlarına da ihanet etmektedirler. Bunca olup bitenlerden sonra” Türkiye” iflasın eşiğine gelmiş olan bu birliğe girmek için hala istekli mi? Bence bu soru tartışmaya acıktır.
Sonuç ne olursa olsun, Türkiye dinamiklerini akıllıca kullandığı, Doğu ve Güney ekseninde güven, nüfuz kazandığı sürece dürüstlük ve her türlü samimiyetten yoksun Avrupalıya yaslanmayacaktır. 50 yıldan beri İç tüketim malzemesi olarak kullanılan ve sürekli aldatılan Türkiye iç ve diş meselelerinde hata yapmamak için dikkatli davranmak zorundadır. Önümüzdeki aylarda Fransa’da ki hava ile birlikte AB de bazı şeyler değişse de unutmamak lazım ki” beyinler değişmedikçe” kimseler bizim için hayırlı bir rüya görmez. |